İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ABD’li mevkidaşı Pete Hegseth ile gerçekleştirdiği görüşmede, İsrail’in bölgedeki askeri stratejisi konusunda geri adım atmayacağını vurguladı. Katz, İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi içerisinde oluşturulan “güvenlik bölgeleri”nde kalmaya kararlı olduğunu belirtti.
ABD’nin talebine karşı stratejik direniş
Görüşme sonrası Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, Katz’ın bu bölgelerdeki askeri varlığın İsrail sınırlarının ve sınır yakınındaki yerleşim birimlerinin “cihatçı tehditlere” karşı korunması amacıyla hayati önem taşıdığını vurguladığı aktarıldı.
Bu açıklama, ABD yönetiminin İsrail üzerindeki geri çekilme baskısının arttığı bir döneme denk geliyor. Amerikan basınında yer alan haberlere göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın kısa süre önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan, özellikle Suriye ve Lübnan’daki birliklerin yeniden konuşlandırılmasını ve gerilimin düşürülmesini talep ettiği iddia edilmişti. Ancak İsrail yönetimi, “kendi kararlarını kendilerinin vereceği” mesajını vererek, ABD’nin aksi yöndeki telkinlerine rağmen bu bölgelerden çekilmeyeceğini net bir dille ifade etti.
“Güvenlik bölgeleri”nin kapsamı
İsrail, Lübnan’ın güneyinde sınır boyunca yaklaşık 10 kilometre derinliğinde bir hattı kontrol altında tutarken, Suriye tarafında Golan Tepeleri’ndeki “tampon bölge”de ve Gazze Şeridi’nin çeşitli noktalarında askeri varlığını sürdürüyor.
Sahadaki durum ve tepkiler
İsrailli yetkililer, ordunun bu bölgelerden çekilmesinin sınır güvenliğini zaafa uğratacağını savunuyor. Özellikle Hizbullah ve diğer bölgesel grupların tehdidi sürdüğü müddetçe “güvenlik bölgeleri”nin kalıcı olacağı mesajı öne çıkıyor. Öte yandan, askeri uzmanlar ve bazı eski ordu mensupları, İsrail’in bu stratejisinin uzun vadeli bir yıpranma savaşına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Katz’ın Hegseth’e verdiği bu yanıt, İsrail’in mevcut Orta Doğu çatışmalarındaki askeri pozisyonunda esneklik göstermeyeceğinin en somut işareti olarak değerlendiriliyor. ABD yönetimi ile İsrail arasındaki bu stratejik görüş ayrılığı, bölgedeki diplomatik trafiğin önümüzdeki günlerde daha da yoğunlaşacağını gösteriyor.



