Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka ve Grönland hükümetleri; Washington’un stratejik Kuzey Kutbu (Arktik) adasında yeni askeri tesisler kurmasına ve askeri varlığını genişletmesine olanak tanıyan kapsamlı bir savunma anlaşmasına imza attı. New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında parafe edilen anlaşma, ABD’nin Grönland’daki askeri operasyonlarını düzenleyen 1951 tarihli ikili anlaşmanın şartlarını güncelliyor.
Revize edilen yeni şartlara göre ABD ordusu; adanın güneyinde yer alan Narsarsuaq’ta ve doğu kıyısındaki Mestersvig bölgesinde yeni savunma alanları tesis edebilecek. Narsarsuaq geçmişte kullanılan bir havaalanına ve derin deniz limanına erişim sağlarken; doğudaki Mestersvig ise halen Danimarka askeri devriyeleri tarafından kullanılan stratejik bir ileri karakol niteliği taşıyor. Anlaşma ayrıca, ABD’nin adadaki tek aktif askeri varlığı konumundaki kuzeybatıda yer alan Pituffik Uzay Üssü’ndeki faaliyetlerini genişletmesine ve modernize etmesine de izin veriyor.
İlhak krizinden stratejik savunma mutabakatına
İmzalanan anlaşma ABD’nin askeri erişim ve hareket serbestisini genişletse de Washington yönetimine herhangi bir toprak devri öngörmüyor. Anlaşma maddelerine göre ABD askeri uçakları, savaş gemileri ve personeli; savunma alanları arasında, Grönland genelinde ve çevreleyen karasularında serbest dolaşım hakkı elde ediyor. Süreç ayrıca tarafların ortak mutabakatına bağlı olarak gelecekte yeni askeri bölgelerin önerilmesine dönük bir çerçeve sunuyor.
Anlaşmanın en dikkat çekici maddelerinden birini ise üçüncü ülkelere yönelik kısıtlama oluşturdu. Buna göre; Washington, Kopenhag ve Nuuk yönetimleri ortaklaşa onay vermediği müddetçe NATO üyesi olmayan hiçbir ülkenin Grönland üzerinde askeri tesis kurmasına veya adada daimi kuvvet bulundurmasına izin verilmeyecek.
Söz konusu anlaşma; ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı satın alma veya fiilen kontrol altına alma yönündeki açıklamalarıyla tırmanan bir yılı aşkın diplomatik gerilimin ardından geldi. Trump, jeopolitik açıdan kritik konumdaki adada kontrolün sağlanmasının Rusya ve Çin’in bölgedeki nüfuzunu engellemek açısından zorunlu olduğunu savunmuş, adayı aynı zamanda ABD için planladığı “Altın Kubbe” (Golden Dome) füze savunma mimarisinin kilit bir bileşeni olarak nitelendirmişti. Tesislerin nasıl inşa edileceği, konuşlandırılacak asker sayıları ve nihai takvim ise üç hükümet arasında yapılacak müteakip teknik müzakerelerle belirlenecek.

















