Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşta teknolojik bir eşik daha aşıldı. Ukrayna’nın 3. Taarruz Tugayı bünyesinde yer alan ve insansız kara araçları (İKA) konusunda uzmanlaşan NC-13 birimi, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, kara robotlarının artık münferit olaylar değil, sistematik askeri operasyonların bir parçası olduğunu duyurdu.
Piyadenin yerini robotlar alıyor
NC-13 biriminden bir kaynak, operasyonların kapsamını şu sözlerle özetledi:
“Düşman personelinin etkisiz hale getirilmesi, sığınakların imhası ve komuta merkezlerinin vurulmasını içeren 100’den fazla operasyon gerçekleştirdik. Artık tam ölçekli robotik taarruzlar için aynı anda 5-6 kamikaze kara robotu ve savaş modülleriyle donatılmış sistemler konuşlandırıyoruz.”
Bu yaklaşımın, yüksek riskli piyade taarruzlarının yerini alarak personel kaybını minimize ettiği belirtiliyor. Bazı durumlarda Rus askerlerinin, üzerlerine gelen robotları kalabalık bir piyade grubu sanarak mevzilerini terk ettikleri gözlemlendi.
Dünyada bir ilk: Robotlar esir aldı
Taarruz Tugayı, 2025 yazında gerçekleşen ve askeri tarihe geçen ilk başarılı “robotik taarruz”un detaylarını paylaştı. İki kez piyade saldırısıyla ele geçirilemeyen ve kayıplar verilen bir Rus mevzisine karşı gerçekleştirilen operasyon şöyle gelişti:
Girişin İmhası: Her biri 30 kg patlayıcı taşıyan uzaktan kumandalı dört dron mevziye gönderildi. İlk sistem sığınağın girişini havaya uçurdu.
- Sıkıştırma: İkinci insansız kara aracı doğrudan bunker girişine yanaşarak yolu kapattı.
- Teslimiyet: İçeride kalan Rus askerleri, durumun umutsuz olduğunu anlayınca bir karton parçasına “teslim oluyoruz” yazarak dışarı çıktı.
Ukrayna ordusu, bu olayı “dünyada piyade katılımı olmadan, sadece robotlar kullanılarak esir alınan ilk taarruz” olarak tanımladı.
Zelensky: “Geleceğin savaşı kapıda”
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, havada ve karada kullanılan robotik sistemlerin stratejik mevzilerin ele geçirilmesinde kilit rol oynadığını vurgulamıştı. Ukrayna, mühimmat sıkıntısı ve personel yetersizliğini, yerli imkanlarla üretilen bu düşük maliyetli otonom sistemlerle aşmayı hedefliyor.


















