Rusya’nın savunma sanayii ihracat portföyü, Ukrayna savaşı ve Batı’nın ağır yaptırımlarına rağmen tarihin en yüksek seviyelerinden birine ulaştı. Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı Denis Manturov, 11 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya’nın mevcut savunma sanayii ihracat sözleşmelerinin toplam değerinin 70 milyar dolara yükseldiğini duyurdu.

Manturov, bu rakamın Rusya’nın küresel silah pazarındaki yerini koruduğunun ve hatta genişlettiğinin bir kanıtı olduğunu vurguladı. Uzmanlar, bu rekor artışta; Rus sistemlerinin Ukrayna’daki çatışma ortamında “muharebede test edilmiş” (battle-proven) statüsü kazanmasının ve Orta Doğu, Asya ile Afrika ülkelerinden gelen talebin artmasının etkili olduğunu belirtiyor.

İhracat Portföyündeki Stratejik Odak

Manturov’un paylaştığı 70 milyar dolarlık devasa portföy, Rusya’nın savunma sanayii stratejisinde şu başlıkları öne çıkarıyor:

  • Hava Savunma ve Füze Sistemleri: S-400 ve S-500 sistemlerine olan talebin yanı sıra, İHA (insansız hava aracı) saldırılarına karşı geliştirilen yeni nesil elektronik harp ve hava savunma sistemleri portföyün lokomotifi konumunda.

  • Havacılık Sektörü: Su-35 ve Su-57 savaş uçakları ile Ka-52 mühimmatlı helikopterler, özellikle “yüksek teknolojili silah” arayan ülkelerin radarında.


    Azerbaycan Savunma Sanayi bakanı Vügar Mustafayev ASELSAN’da
    Azerbaycan Savunma Sanayi bakanı Vügar Mustafayev ASELSAN’da
    İçeriği Görüntüle

  • Yeni Pazarlar ve Ödeme Yöntemleri: Batı finansal sistemlerinden (SWIFT) dışlanan Rusya, bu sözleşmelerin büyük bir kısmını milli para birimleri veya takas sistemleri üzerinden gerçekleştirerek yaptırımları aşmayı hedefliyor.

Yaptırımlar Altında Üretim Kapasitesi

Rus yetkili, savunma sanayiinin sadece ihracata değil, aynı zamanda iç ihtiyaca da tam kapasite yanıt verdiğini belirtti. Manturov, “İhracat portföyümüzdeki bu artış, savunma sanayimizin hem cephedeki talepleri karşıladığını hem de uluslararası yükümlülüklerini yerine getirebildiğini gösteriyor,” dedi.

Analistler, Rusya’nın özellikle İran, Hindistan, Cezayir ve Körfez ülkeleriyle olan savunma iş birliğinin, bu hacmin korunmasında hayati önem taşıdığını vurguluyor. Ancak, Batılı ülkelerin “ikincil yaptırım” tehditleri nedeniyle, bu sözleşmelerin ne kadarının fiili teslimata dönüşeceği küresel savunma dünyasında yakından takip edilecek bir konu olmaya devam ediyor.

Savunma Plus