Güney Asya’da tansiyon, Pakistan ve Afganistan arasındaki gerilimin topyekûn bir çatışmaya dönüşmesiyle zirveye tırmandı. Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, 27 Şubat 2026 tarihinde yaptığı zehir zemberek açıklamada, İslamabad’ın Taliban yönetimine karşı sabrının tükendiğini belirterek iki ülke arasında “açık savaş” başladığını ilan etti. Bakan Asif, NATO’nun çekilmesinin ardından barış umduklarını ancak Taliban’ın Afganistan’ı bir “terör barınağına” dönüştürdüğünü ve Hindistan’ın etkisi altına girerek Pakistan’a karşı saldırgan bir tutum sergilediğini savundu.
Açıklamanın hemen ardından Pakistan Hava Kuvvetleri, Afganistan’ın başkenti Kabil dahil olmak üzere Kandahar ve Paktia eyaletlerindeki stratejik hedeflere yönelik geniş çaplı hava saldırıları düzenledi. Pakistan makamları, “Ghazab lil Haq” (Haklı Öfke) adı verilen bu harekatta, terör örgütü TTP ve Afgan Talibanı’na ait iki kolordu karargahı, üç tugay merkezi ve çok sayıda mühimmat deposunun imha edildiğini bildirdi. Pakistan Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, harekatın ilk aşamasında 133 Taliban savaşçısının öldürüldüğünü ve 200’den fazlasının yaralandığını iddia etti.
Pakistan’ın bu sert hamlesi, Afgan güçlerinin sınır hattındaki (Durand Hattı) Pakistan mevzilerine yönelik “provokatif” saldırılarına bir misilleme olarak nitelendiriliyor. Khawaja Asif, Pakistan’ın 50 yıl boyunca milyonlarca Afgan mülteciye ev sahipliği yaptığını hatırlatarak, “Bu misafirperverliğin karşılığı terör ihracı olmamalıydı,” dedi. Afganistan tarafı ise saldırıları kınayarak “hesaplanmış bir karşılık” verileceğini duyurdu. Bölgedeki bu ani tırmanış, Katar ve Türkiye’nin daha önce yürüttüğü arabuluculuk çabalarının ardından gerçekleşmesi bakımından Orta Doğu ve Asya dengelerini sarsacak bir gelişme olarak görülüyor.

