Orta Doğu’daki büyük savaşı sonlandırmaya yönelik diplomatik çabalar İsviçre’de küresel bir umut ışığı yakarken, Tahran ile Washington arasında nükleer tesislerin denetimi konusunda büyük bir kriz patlak verdi. İran yönetimi, geçtiğimiz yıl ABD ve İsrail tarafından bombalanan kritik nükleer tesislerin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) müfettişleri tarafından denetlenmesine kesin olarak izin verilmeyeceğini duyurdu.
Söz konusu gelişme, tarafların Orta Doğu’daki kaosu bitirmek ve nükleer program ile yaptırımların kaldırılması gibi geniş kapsamlı konuları çözüme kavuşturmak adına 60 günlük bir müzakere sürecini başlatan mutabakat zaptını imzalamasının hemen ardından geldi.
Trump ve Tahran arasında “müfettiş” çelişkisi
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, Tahran’ın IAEA müfettişlerini nükleer tesislere yeniden davet etmeyi kabul ettiği yönündeki iddiaları İran tarafından sert bir dille yalanlandı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, düzenlediği basın toplantısında şu ifadeleri kullandı:
“IAEA Genel Müdürü ile bir görüşmemiz olmadı. Ajansın, ABD ve Siyonist askeri saldırganlığıyla hasar gören nükleer tesislerimizi denetlemesine yönelik hiçbir planımız bulunmuyor.”
Ancak bu açıklamadan kısa bir süre sonra ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabı üzerinden tam tersi bir tablo çizdi. Trump, paylaşımında, “İran, gelecekte en üst düzey nükleer denetimlere uzun vadeli olarak tamamen ve eksiksiz olarak razı oldu” iddiasında bulundu. İran’ın BM Daimi Temsilcisi Ali Bahreini de Trump’ın bu iddiasını doğrulamayarak, müfettişlerin kabulüne yönelik bir karar alınmadığını yineledi.
Vurulan tesislerin durumu belirsizliğini koruyor
2025 yılının ortalarında ABD’nin İsrail’in yanında savaşa dahil olmasıyla başlayan 12 günlük çatışma sürecinde Fordow, Natanz ve İsfahan’daki nükleer tesisler sığınak delici bombalarla hedef alınmıştı. Başkan Trump bu tesislerin “yok edildiğini” iddia etse de sahadaki hasarın boyutu, denetimlerin engellenmesi sebebiyle gizemini koruyor.
Hürmüz Boğazı’nda egemenlik resti
Nükleer krizin yanı sıra küresel enerji koridorunun kalbi sayılan Hürmüz Boğazı’nda da sular durulmuyor. İran’ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Galibaf, boğazın savaş öncesindeki “serbest geçiş” günlerine asla dönmeyeceğini net bir dille ifade etti.
İran ve Umman tarafından yapılan ortak açıklamada, ticaret yolunun yönetimi ve hizmet maliyetleri üzerinde çalışılacağı belirtilerek, su yolu üzerindeki egemenlik haklarından taviz verilmeyeceği vurgulandı. Buna rağmen, denizcilik takip firması Kpler’in verilerine göre, pazartesi günü boğazdan 35 ticari emtia gemisi geçiş yaparak savaşın başından bu yana rekor kırdı.
Diplomatik trafik hızlanıyor
Müzakerelerin ilk turunun ardından Orta Doğu’da adeta bir diplomasi trafiği başladı:
- ABD Kanadı: İran şahini olarak bilinen ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, anlaşmayı ve Hürmüz Boğazı’nın durumunu görüşmek üzere İran’ın savaşta hedef aldığı Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn’i kapsayan bir Körfez turuna çıktı.
- İran Kanadı: İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi, arabulucu Pakistan’ı ziyaret ederken, Umman Sultanı Heysem bin Tarık ile de barışçıl ve kesin bir çözüm için doğrudan temas kurdu.
Lübnan sınırında kırılgan ateşkes ve yeni ihlal
Tüm bu küresel uzlaşı çabalarının gölgesinde, Lübnan ve İsrail hükümetleri doğrudan müzakereler yürütmek üzere Washington’da beşinci tur görüşmelere hazırlanıyor. Ancak sahada ilan edilen ateşkese rağmen silahlar tamamen susmuş değil.
Lübnan devlet medyasının aktardığına göre, İsrail askerlerinin güneyde yol temizleme çalışması yapan bir iş makinesinin yakınında duran iki sivil vatandaşı ateş açarak öldürdüğü bildirildi. Hizbullah, yaşanan bu son trajediyi “ateşkesin bariz ve küstahça bir ihlali” olarak nitelendirerek sert şekilde kınadı. Taraflar arasındaki bu sıcak temaslar, Washington’daki kalıcı barış arayışlarını sabote etme riski taşımaya devam ediyor.

