Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), 9 Mart 2026 tarihinde yayımladığı yıllık raporuyla küresel silah ticaretindeki dramatik değişimi gözler önüne serdi. Rapora göre, Avrupa ülkelerinin silah ithalatı son beş yılda (2021-2025) bir önceki döneme kıyasla %210 oranında artış göstererek tarihi bir rekor kırdı. Bu devasa yükselişle birlikte Avrupa, küresel silah ithalatından aldığı payı %12’den %33’e çıkararak dünyanın en büyük silah ithal eden bölgesi konumuna yerleşti.
Savunma harcamalarındaki bu ivmelenmenin temelinde Rusya-Ukrayna savaşı ve Avrupa genelinde artan güvenlik kaygıları yatıyor. SIPRI, silah akışındaki artışın en büyük nedeninin Ukrayna’ya yapılan askeri yardımlar olduğunu belirtirken, Polonya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerin de kendi ordularını modernize etmek için devasa alımlar gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Raporda öne çıkan diğer kritik veriler şunlardır:
-
ABD Hegemonyası: Avrupa’daki 29 NATO üyesinin silah alımlarının %48’i Amerika Birleşik Devletleri tarafından karşılandı. ABD, küresel pazar payını %42’ye çıkararak dünyanın en büyük silah ihracatçısı unvanını pekiştirdi.
-
Rusya’nın Düşüşü: Bir zamanlar dünyanın en büyük ikinci tedarikçisi olan Rusya’nın silah ihracatı, Ukrayna’daki savaşın yarattığı lojistik ve üretim baskıları nedeniyle %64 oranında azaldı. Rusya, küresel sıralamada gerileyerek yerini Fransa ve Almanya’ya bıraktı.
-
Almanya’nın Yükselişi: Almanya, küresel pazar payını %5,7’ye çıkararak Çin’i geride bıraktı ve dünyanın en büyük dördüncü silah ihracatçısı oldu.
-
Ukrayna Liderliği: Ukrayna, 2021-2025 döneminde küresel ithalatın %9,7’sini tek başına gerçekleştirerek dünyanın en büyük silah ithalatçısı oldu.
SIPRI Silah Transferleri Programı Direktörü Mathew George, Avrupa’nın yerli savunma sanayiini güçlendirme çabalarına rağmen, özellikle F-35 savaş uçakları ve uzun menzilli hava savunma sistemleri gibi yüksek teknoloji gerektiren alanlarda hâlâ büyük oranda ABD’ye bağımlı olduğunu vurguladı. Uzmanlar, Avrupa’daki bu silahlanma yarışının sadece bir bölgesel savunma refleksi değil, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği uzun vadeli bir dönüşümün işareti olduğunu ifade ediyor.

